Işık
BEYAZPERDE ELEŞTİRİSİ
3,0
Ortalama
Işık

Işığa dönüşen karmaşa!

Yazar: Banu Bozdemir

Tom Tykwer, yeni filmi "The Light" / "Işık"ta Berlin'de yaşayan bir ailenin bir türlü toparlanamayan hayatlarının, hayatlarına sihirli bir şekilde giren bir mülteci tarafından altüst edilmesi hakkında iki saatten fazla süren ağır tempolu, büyülü ve gerçekçi bir deneyim sunuyor.

Aileye göz atacak olursak hepsi kendi içinde tutarlı ve havalı gibi görünen bireylerden oluşuyor, çevre dostu markalar için ilerici sloganlar üreten, sağanak yağmur altında sürekli bisiklet süren ve eve geldiğinde çırılçıplak soyunma gibi kötü alışkanlığı olan baba Tim’e Lars Eidinger hayat veriyor. Nicolette Krebitz’in hayat verdiği Milena ise Alman Hükümeti’nden aldığı fonlarla Nairobi’de bir tiyatro kurmaya çalışan ve onun tüm stresini mekik dokur bir şekilde karşımıza döken anneyi canlandırıyor.

Das Licht

17 yaşındaki ikizlerden Frieda (Elke Biesendorfer) yeni kürtaj yaptırmış, genelde kulüplerde arkadaşlarıyla takılan uyuşturucu kullanan ve aynı zamanda iklim felaketine dikkat çekmek protestolara katılan bir genç kız, Jon (Julius Gause) ise daha evcimen, dağınık odasında bilgisayar oyunu oynayarak gününü geçiriyor. Milena’nın başka bir adamdan olan oğlu Dio’da evin sakinlerinden biri!

Her birinin temposu o kadar dağınık, kendi halinde ve kendileriyle o kadar meşgul ki, Polonyalı ev yardımcıları Maya’nın kalp krizi geçirip mutfakta yatan cesedini uzun bir süre fark etmiyorlar, farkına vardıklarında da Maya hakkında hiçbir şey bilmedikleri ve onunla kişisel bir bağ kurmadıkları gerçeğiyle yüzleşiyorlar. Onlar için sıradan, yemek yapan isimsiz bir kahraman! Onunla bağ kuramamanın üzüntüsünü yaşarken hayatlarına bir anda Suriyeli mülteci Farrah (Tala Al Deen) yeni ev yardımcısı olarak giriyor. Ülkesinde savaştan önce doktor olan Farrah, ev içindeki karmaşayı bir fırsat olarak değerlendiriyor, hepsiyle özel bir bağ kurmayı başarıyor. Yönetmen burada bir anlamda Pasolini’nin "Teorema"sını önümüze getiriyor ve hepimizin bu konuda oluşmuş suçluluk duygusuna bir parmak bal çalıyor.

Farrah aileye yardımcı olmak için deneysel bir tedavi uyguluyor, yanıp sönen bir ışık vücudun endorfin salgılamasına yardımcı oluyor. Endorfin ağrı ya da stres durumunda salgılanan bir hormon olduğu için Tim ve ailesi Farrah’ın dünyasıyla benzer bir dokuda buluşmayı başarıyor. Film 160 dakikalık uzunluğuyla birçok konuyu kucaklamaya çabalıyor; göç, mülteci sorunu, iklim krizi, kuşaklar arası çatışma, dijital hapsoluş ve cinsellik. Ortaya hepsinden bir tutam serpiştirilmiş ama cesaretli ve karışık bir anlatı kütlesi kalıyor. Yine de başlangıçta verdiği çarpıcılığı, filmin genelinde yaşatamıyor, filmde bir enerji var onu inkar edemeyiz, hatta iki defa Bohemian Rhapsody’e sarılmasını da kurtarıcı addediyoruz.

Tykwer bir yandan günümüz Almanya’sı hakkında bir şeyler söylemek istiyor, Berlin’i esir alan yağmuru da es geçmeden bazen drone görüntüleriyle gerçek yaşam alanlarına girip çıkıyor, adeta turluyor. Ailenin yaşadığı geniş çeperli orta sınıf daireden, Tim’in reklamcı ofisine ve Farrah’ın ortaklı evine kadar sürekli çekim yapıyormuş hissiyle davranıyor ve Tim’i de yağmurlu bir şehirde bisikletiyle sürekli gezintiye çıkarıyor. Belki de çektiği uzun soluklu "Babylon Berlin" dizisi yüzündendir kim bilir!

"The Light"ın oyunculukların gayet iyi olduğu, neredeyse anlatmak istediği şeyi son dakikalara saklayarak, değişik bir deneyim yarattığı aşikar, teknik olarak iyi kurgulanmış, koreografisi yapılmış anlar olduğu kadar, türler arası geçişler de mevcut. Gizemli, gerçek üstü, animasyon hatta bilimkurgu öğeleri son 20 dakikada iç içe geçip çarpışıyor, karmaşık bir konuya dair değişik bir bakış açısı ortaya koyuyor. Tykwer gerçi bunu filmlerinde genelde yapıyor, aşırı ve absürt durumların ve gerçekliğin bir arada sinemaya uyarlanabileceği inancıyla davranıyor. Karakterler ortadaki kaosu çözmek için farklı tepkiler veriyor, bağırıyor, çağırıyor, sessiz kalıyor, şarkı söyleyip, dans ediyor vs.. Muhtemelen bu deneme halleri yönetmenin filmlerinde kaybolmadan devam edecek. Filmin olası potansiyelini kullanamadığını söylemek mümkün. En sonunda yüzeysel bir sosyo -politik yorumlamaya dönüşüyor. İki saatlik tırmanmadan sonra aile bireylerinin aslında ihtiyaç duydukları şeyin birbirlerinin iç dünyalarını deneyimlemek olduğunu söylemek basit kaçıyor! Tykwer'ın filmi hem ilgi çekici bir aile draması hem de güncel bir göçmen hikayesi olarak pek başarılı olamıyor.

Banu BOZDEMİR

Daha Fazlasını Göster