Toys 'R' Us'ta Kaybolan Yönetmen
Yazar: Tuğçe Madayanti ŞenDerek Cianfrance denince akla genellikle “acı” gelir. "Blue Valentine"ın kırık kalpleri, "The Place Beyond the Pines"ın kuşaklar arası suç döngüsü… Yani kısacası, insan ruhunun dip noktaları. Fakat ünlü yönetmen bu kez izleyiciyi depresyona sürüklemeyen bir film çekti. Bu hafta vizyona giren "Roofman", Cianfrance’ın filmografisindeki en “hafif” eser. Ne var ki, bu hafiflik bir boşluk belirtisi.
Paramount Pictures
Channing Tatum’un başrolünde olduğu bu biyografik kara komedi, 1990’ların sonunda “çatıdan giren hırsız” diye adlandırılan Jeffrey Manchester’ın gerçek hikayesinden uyarlanmış. Eski bir ABD Ordusu yedek subayı olan Manchester, fast food zincirlerinin çatılarından içeri girip çalışanları silah zoruyla rehin alan bir dizi soygun gerçekleştiriyor. Yakalanıp hapis cezası alıyor. Fakat “gözlem süper gücü” sayesinde, Kuzey Carolina’daki hapishaneden zekice bir planla kaçıyor ve aylarca bir Toys ‘R’ Us mağazasının içinde gizli bir bölümde yaşıyor. Orada, bekar bir anne olan Leigh (Kirsten Dunst) ile tanışıyor ve aralarında romantik bir ilişki geliştiriyor. Kısaca özetleyecek olursak: "Magic Mike" çatıya tırmanıyor, "Blue Valentine"ın yönetmeni Hallmark melodramına kayıyor.
Tatum’un Karizması, Filmin Can Simidi
Cianfrance’ın anlatısı baştan sona ton arayışında. Film “R-rated komedi” olarak pazarlanıyor ama seyircinin karşısına çıkan şey romantik-melodram karışımı, temposu düşük bir karakter portresi. Komedi sahneleri var, ancak bunlar daha çok Channing Tatum’un doğal şapşallığından kaynaklanıyor. Yönetmen, sanki Tatum’un karizmasının her şeyi kurtaracağına inanmış. Tatum, Jeffrey Manchester’ı sempatik, hatta yer yer sevimli bir anti-kahramana dönüştürüyor. Gözleriyle pişmanlığı, umudu, aşkı aynı anda aktarabilen bu kahramanımız dans ediyor, Peanut M&M’leri mideye indiriyor, çıplak torsosunu gösteriyor. Yani seyirciyi memnun edecek her hale sokuluyor. Fakat filmin derdi bu kadar basit olmamalıydı. Cianfrance, karakterin iç çatışmasını yüzeyde bırakıyor. Manchester’ın gazilik sonrası yalnızlığı, sistemin onu nasıl “suça ittiği” ya da tüketim kültürüne dair potansiyel eleştiriler hep askıda kalıyor. Kirsten Dunst ise filmin duygusal çıpası. Leigh karakterine, kiliseye giden, yorgun ama umutlu bir annenin insani sıcaklığına sahip. Fakat Tatum’la aralarındaki kimya çok zayıf. Aralarındaki ilişki ne romantik bir kıvılcım taşıyor, ne de toplumsal arka planıyla ikna edici bir çatışmaya dönüşüyor.
Yıldız Kadro, Ziyan Senaryo
Yan karakterler, Cianfrance’ın filmografisinde görmeye alışık olduğumuz derinlikten yoksun. Peter Dinklage, her perakende çalışanının kabusu olan “berbat müdür” Mitch rolünde resmen israf edilmiş. “Peanut M&M’ler nereye gitti?” diye şüphelenen, tek boyutlu bir karikatür. Dinklage’ın "The Station Agent" veya "Game of Thrones"daki karmaşık karakterlerini düşününce, burada adeta raf süsü gibi duruyor. LaKeith Stanfield, Manchester’ın ordudan arkadaşı Steve olarak görünüyor ama rolü birkaç sahneyle sınırlı. Stanfield’ın doğal karizması bile bu yüzeysel yazılmış karakteri kurtaramıyor. Juno Temple, sevdiğimiz o aksan performansını bu filmde de tekrar ediyor. Ben Mendelsohn ve Uzo Aduba tipik “iyi Hristiyan Güneyli” kalıplarına sıkışmış durumda. Melonie Diaz ise Manchester’ın eski eşi olarak senaryonun en klişe repliklerini tekrarlamakla yetinmiş ve bencil, doyumsuz, “adamını anlamayan kadın” oluvermiş.
Nostalji Var, Derinlik Yok
Filmin büyük bölümü, 2004 yılında film için sıfırdan inşa edilen bir Toys ‘R’ Us mağazasında geçiyor. Bu sahneler, prodüksiyon tasarımı açısından dönemin nostaljisini zarif biçimde yakalıyor; cep telefonlarının hala bir yenilik sayıldığı, Toys ‘R’ Us mağazalarının Noel zamanı insan kalabalığıyla dolup taştığı günlere sıcak bir bakış sunuyor. Manchester’ın mağazanın içinde kendisine gizli bir “ev” kurması, uyku tulumu, fener, atıştırmalıklar ise filmin en yaratıcı kısmı. Bu bölümler kısa süreli bir merak duygusu yaratıyor, ancak hikayeyi taşıyacak kadar özgün değil. Yani 126 dakikalık süresi boyunca film, hem uzun hem de gereksiz dolu hissediliyor. Yönetmen Cianfrance sanki her sahneye “biraz da mizah serpiştireyim” diye uğraşmış ama bu, tonun bütünlüğünü daha da bozmuş. Sonuç olarak da ne tam bir komedi, ne tam bir dram elde edebilmiş.
Gerçek Görüntülerle Gelen Çelişki
Final jeneriği sırasında gerçek Jeffrey Manchester’ın haber arşivleri ekrana geliyor. Kurbanlarının bazıları onun “iyi bir adam” olduğundan bahsediyor. Seyirci bu görüntülere filmden daha fazla gülecektir sanırım. Burada Cianfrance, farkında olmadan etik bir bulanıklık yaratıyor ve gerçek bir suç hikayesini romantize ediyor; “kötü kararlar” deyip geçiyor. Peki, neden bazı suçluların hikayeleri neşeyle karşılanırken, bazılarınınkine trajedi muamelesi yapılıyor? Cevap tamamen muğlak.
Filmin tanıtımı da adeta bir “yem” taktiği: Fragmanlar neşeli bir romantik komedi vaat ediyor, oysa karşımızda Hallmark Channel dizilerinden fırlamış melodramik bir film var. Sonuç olarak "Roofman", evde izlenmesi gereken bir yapım. İleri sarma ve bir fincan kahve eşliğinde belki keyifli olabilir, ama sinemada iki saat boyunca bu ritimle kalmak sabır gerektiriyor. Tatum’un karizması filmi bir yere kadar taşıyabiliyor; Cianfrance’ın en “izlenebilir”, ama en “unutulabilir” filmi olarak kalmayı hak ediyor.
Tugce Madayanti ŞEN