Vahşi Doğada Fazla Tanıdık Bir Kedi-Fare Oyunu
Yazar: Hande KaraHayatta kalma temalı gerilimlerin ustası sayılan İzlandalı yönetmen Baltasar Kormákur'un (Everest, Beast) yönetmen koltuğunda oturduğu Apex, kağıt üzerinde kusursuz bir heyecan fırtınası vadediyor. Ancak ekrana yansıyan sonuç, potansiyelinin altında ezilen ve güvenli sulardan çıkmaya cesaret edemeyen ortalama bir gerilimden öteye geçemiyor.
Film, dağ tırmanışında büyük bir trajedi yaşadıktan sonra yas süreciyle başa çıkmak ve kendi sınırlarını test etmek için Avustralya'nın acımasız ve ıssız nehirlerine doğru tek başına bir maceraya atılan adrenalin bağımlısı Sasha'yı (Charlize Theron) merkezine alıyor. Sasha'nın doğayla olan bu içsel ve fiziksel mücadelesi, milli park bölgesinde insan avlayan psikopat bir katilin (Taron Egerton) oyun sahasına girmesiyle ölümcül bir kedi-fare kovalamacasına dönüşüyor.
Bu önerme, ister istemez 90'ların o karanlık, dokulu ve klostrofobik hayatta kalma gerilimlerini akla getiriyor. Ancak Apex, o dönemin filmlerindeki kirli estetiği yakalamak yerine, pürüzsüz ve yer yer steril hissettiren tipik Netflix orijinal filmi görsel diline hapsoluyor.
Filmin sınıfı geçmesini sağlayan yegane unsurlar, Avustralya'nın o büyüleyici doğa manzaraları ve iki başrolün perdedeki tartışılmaz ağırlığı. Mad Max: Fury Road ve Atomic Blonde sonrasında aksiyon/hayatta kalma dinamiklerini artık kas hafızasıyla bile oynayabilen Charlize Theron, Sasha'nın o fiziksel tükenmişliğini ve ruhsal acısını başarıyla yansıtıyor. Ancak senaryo, bu karaktere derinlikli bir alan açmadığı için Theron'un devasa yeteneği yer yer rölantide kalıyor. Kesinlikle filmin en izlenesi tarafı Taron Egerton. Kingsman serisinin beyefendi ajanı imajını tamamen bir kenara bırakıp, fazlasıyla çatlak, acımasız ve sapkın bir avcı rolüne bürünmesi filme ihtiyaç duyduğu o tekinsiz enerjiyi sağlıyor.
Netflix
Peki bu film neden unutulmaz bir gerilim olamıyor? Çünkü senaryo, izleyiciyi şaşırtmak için en ufak bir çaba dahi sarf etmiyor. İlk yarım saatteki travmalı karakterin doğaya kaçışı sekansları fazlasıyla şablon bir dille işlenmiş. İkili arasındaki hayatta kalma mücadelesi başladığında filmin temposu ivme kazansa da, özellikle final bloğuna doğru ardı ardına sıralanan zorlama tesadüfler, inandırıcılık sınırlarını fazlasıyla esnetiyor. Yönetmen Kormákur, vahşi doğanın ihtişamını ve tehlikesini kameraya çekmekte usta; ancak iş karakterlerin iç dünyasındaki vahşeti deşmeye geldiğinde film ne yazık ki yüzeyde kalıyor.
Apex, ne izlerken saatinize bakmanıza neden olacak kadar kötü (zaten filmin 95 dakikalık kısa süresi de buna izin vermiyor) ne de bittiğinde başkalarına hararetle önereceğiniz kadar iyi bir film. Seyirciyi zihinsel olarak yormadan akıp giden, harika doğa manzaraları eşliğinde iki güçlü oyuncunun birbirini avlamasını izleten standart bir seyirlik.
Eğer türün sadık bir tüketicisiyseniz ve kafa dağıtmalık, sürükleyici bir gerilim arıyorsanız şans verilebilir. Ama zekice yazılmış diyaloglar veya kalıcı bir sinema deneyimi arıyorsanız, bu sulardan uzak durmanızda fayda var.