Romantik sınırlara ahlaki örtü!
Yazar: Banu BozdemirDijital dünyanın tüm duyguları uygulamalar ve izlemeler üzerinden yaşattığı günümüzde ve çok da uzak olmayan bir gelecekte belki de romantizmin tekrar kazanması için, hatta romantik komedilerin tekrar ruhumuza hitap etmesi için tasarlarmış bir proje olabilir One Night Only / Sadece Bir Gece!
Universal
Filmde Obama’nın adı geçse de, günümüze çok yakın bir zaman diliminde ülkeyi yönetenlerin evlilik öncesi her türlü ilişkiyi suç saydığı, (bazı ülkeler için hiç ütopik değil, bazı ülkeler için beklemede) ve herkesin bileğine biyomedikal çiplerin takıldığı bir ortamda geçiyor, filmde onun dışında farklı bir zaman algısı yok! Özellikle belli bir saat diliminde serbest bırakılma anlamında The Purge benzeri bir atmosfer duygusu yakalıyor! Buradaki kavram ölümüne seks olabilir!
Will Gluck’ın yönettiği One Night Only filminde romantik komedi ve politik yergi karışımının yarattığı tuhaflıkları izliyoruz. Ülkeyi yönetenler kimin seks yapacağını (bunlar evliler) ve kimin yapamayacağına (evli olmayanlar) dair bir fikir belirlediği ve bu da genel anlamda kabul gördüğü için filmin iki başrol oyuncusunun yapacaklar mı, yoksa yapmayacaklar mı şeklinde sürekli direkten dönen çabalarını izliyoruz. Film ikisinin de karşısına bir dolu alternatif çıkarıyor, biraz ilerlemelerine izin veriliyor ama sonrasında hep yanlış insanlarla karşılaştıklarına dair bir izlenim var. Yani Owen ve Allie’yi birbirine saklamanın yolunu yaratıyor, ki burada filmin mesajını yönetenlerle benzer bir noktaya taşıyor. O seksi kısıtlamanın yolunu ararken aslında şehveti yükseltiyor, film ise aşkı arayarak tekrar yaratmanın derdinde! Burada çelişik bir durum mevcut olsa da filmin romantik bir raya oturmasına fazlaca itirazımız yok.
Daha önce Anyone But You, Easy A ve Friends With Benefits gibi romantik komedi filmlerinde imzası olan Gluck, izleyicileri Owen ve Allie üzerinden neşeli bir enerjiyle tutmaya çalışıyor. Film bir yandan şehrin her yanında tek gecelik seks algısına dair yaşanan tepkileri gösterirken bir yandan da prezervatif tüketimin had safhada yaşandığı, hatta Owen ve Allie’nin dünyada kalan tek kondom etkisi yaratan kapışma sahnelerini izlemek de bir hayli ilginç oluyor. Yani bir ara film kondom reklamına, kondom kullanmanın önemine dair absürt yollar üreten baskıcı bir hale bile geldi diyebiliriz. Bu anlamda film yine yolumuzu güvenlikli seks ve aşka doğru sürüyor. Ve film neredeyse bütün enerjisini potansiyel bir aşk hikayesine doğru yol olan ön sevişme gecesinin arka planı gibi davranmaya harcıyor. Bu nispeten başrol oyuncularının (Callum Turner ve Monica Barbaro) arasındaki kimya sayesinde çok daha akıllıca sonuçlanıyor. Gluck’in bir önceki filmi Anyone But You filmini referans alırsak oradaki oyuncuların bileşimi daha ticariydi, burada ise ikilinin arasında her sahnede büyüyen tutku ve flörtleşme, geceye dair hayal kırıklıkları Travis Braun’un senaryosundaki açıkları kapatmaya yakın duruyor!
New York’ta bir gece içinde geçen ve şehrin içinde tekrarlı bir yolculuğa dönüşen One Night Only, bir yandan pandemi sonrası döneme bakıyor gibi. Tencere tava çalıp tek gecelik ilişkiyi protesto eden bir kalabalığa korunmasız cinsel ilişkiye girdikleri takdirde çiplerinin renginin değişmesi vs. gibi durumlarla karışılacaklarını söylemek gerçek hayatta imkansız gibi dursa da, film distopik bir algıyla bu durumu ters yüz etmeyi başarıyor. Senarist Travis Braun bu hayal gücünün peşinden epey bir sürükleniyor ve de eğlenmiş görünüyor.
Owen’ın evlenmeyi düşündüğü kız arkadaşının o geceyi başka biriyle deneyimlemek istediğini söylemesiyle tek kalan ve Allie’yle evden çıktığı anda çarpışarak tanışan Owen, Allie’nin kafasındaki tiplemeye çok uymasa da gece boyu yaşadıkları onun en iyi alternatif olduğunu fısıldıyor ve film tüm bunları yaparken aşkı savunduğu için ya da gerçek aşkı bulmaya engel olduğu için kendini cinsellik karşıtı bir noktada buluyor. Onlarla birlikte New York şehrini turlayan bizler iki gencin o geceyi de sevişmesiz kapattığına tanıklık ederek biraz ahlaki dersle sınanıyoruz.
Filmin distopik olduğunu düşünürsek; baskı altında yaşayan ve bundan memnun olmayan bir kitlenin acısına odaklandığını varsayalım, film acı kısmını biraz yok sayıyor ve daha çok kişilerin bu koşullara karşı çıksalar da kabulleniş hacmiyle hareket ettiklerini gösteriyor. Hatta herkesin oynamaktan keyif aldığı eğlenceli bir oyun akşamı olma durumuna odaklanıyor. Herkes, öyle ye da böyle, yılda bir kere bahşedilen o 12 saati en iyi şekilde yaşamanın derdinde! Film gayet normal bir şekilde When Harry Met Sally… ile başlıyor, çaktırmadan The Handmaid’s Tale ve The Purge sınırlarına gelip dayanıyor. Romantik sınırlarını ahlaki bir örtüyle kapatıyor.