Hesabım
    Yerdeniz Öyküleri
    BEYAZPERDE ELEŞTİRİSİ
    3,0
    Ortalama
    Yerdeniz Öyküleri

    <b>Yerdeniz Öyküleri</b> <br>Küçük Miyazaki’ye Büyük

    Yazar: Ayşegül Kesirli
    Hiç Olmadı filminin eleştiri yazısında çok etkilendiğimiz fantastik romanlarla özel bir ilişki kurduğumuzdan bahsetmiştim. Zamanla bu romanların geçtiği dünyaya sadece gözlerimizi kapatarak ulaşmanın yetersizleştiğinden, fiziksel olarak o fantastik dünyanın içinde bulunma isteğinin bizi sardığından söz etmiştim...

    Aslında bu sözleri söylerken aklımda hep "Yerdeniz" vardı; bir kere havasını koklamak, Ged'in evinde balık çorbası içmek, yelkenlerini büyüyle dolduran deniz insanlarıyla yolculuk yapmak için dünyaları verebileceğim bir yer. Bu nedenle de Ursula K. Le Guin'in beş kitaplık "Yerdeniz" hikayesinin filme çekildiğini duyunca çok heyecanlandım.



    Filmin animasyon olması beni daha da heyecanlandırıyordu. Çünkü animasyonda çizgisel olmayan dünyanın kısıtlayıcı etkilerini görmek mümkün değildi. Birkaç sene önce Yerdeniz'i konu alan bir televizyon dizisinin ilk sezonunu izlemiştim. Dizi öylesine kötü, atmosfer olarak Yerdeniz ile öylesine bağlantısızdı ki, üzülecek ve hayal kırıklığına uğrayacak kadar bile ciddiye almadım sanırım. Ancak bu sefer durum farklıydı...

    Yerdeniz, bir çizerin elinden çıkacak, Ursula K. Le Guin'in ayrıntılı tasvirleri o çizerin elinde şekil bulacaktı. Dahası o çizer Miyazaki soyadını taşıyordu. Ben de ilk başta birçok Yerdeniz hayranı gibi filmin yönetmenliğini yapacak kişinin Hayao Miyazaki değil de oğul Miyazaki olmasından rahatsızlık duydum. Yerdeniz'i, Küçük Cadı KikiKomşum Totoro'yu çizen elin yaratmasını istedim.

    Ancak ön yargılı olup, daha en başından filme karşı bir tavır takınmanın da yersiz olduğu fikrine kapıldım. Sabırla bekledim. Yerdeniz'i izleyeceğim akşam gelip çattığında gerçekten de kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Her şeyi daha da net görebilmek, hiçbir ayrıntıyı kaçırmamak, Ged'in yüzündeki en ufak bir çizgiyi, Tenar'ın en ufak bir hareketini atlamamak için kalın camlı gözlüklerimi gözüme geçirdim.

    Film başladıktan birkaç dakika sonra kendimi gerçekten de evimde hissettim. Goro Miyazaki, Yerdeniz'in pastoral havasını filmine başarıyla yansıtmıştı. Ged ve Arren'in pazaryerinde alışveriş yaptığı sahnede de Yerdeniz şehirlerinin renkli havası hissediliyordu. Fakat bazı sahnelerin içine kesik kesik sokulmaya çalışılan Yerdeniz ruhu, filmin tamamını bir türlü etkisi altına alamıyordu. Bunda filmin öyküsünün kitaplara sadık kalmamasının büyük bir payı var.

    Yerdeniz Öyküleri'nde Goro Miyazaki, Yerdeniz dörtlemesinin üçüncü ve dördüncü kitaplarında anlatılan hikayelerin en cazip, en görkemli kısımlarını alıp, bu bölümlerden karman çorman bir hikaye çıkarmaya çalışmışa benziyor. Bu durum Yerdeniz'in doğasına tamamen aykırı bana göre. Çünkü kişisel gelişim hikayelerine odaklanan bu dörtlemede, önemli olan tam da cazip bölümlerin arasında kalan, karakterlerin büyümek için mücadele verdiklerini gösteren, belki de hiç önemli, hareketli bir olayın yaşanmadığı o "görkemsiz" bölümler.



    Bununla beraber, Goro Miyazaki'nin Yerdeniz Öyküleri'ni oluştururken ana karakterleri yeterince başarılı çizmediğini düşünmekteyim. Ged'in fazla geri planda kaldığı, Tenar'ın Atuan Mezarları'nda başından geçen maceraları sanki hiç yaşamamış gibi sadece saf bir ev kadını kimliğine büründüğü filmde, beni en hayal kırıklığına uğratan karakter ise Tehanu oldu.

    Tenar'ın ilk olarak bir kamp ateşinde cayır cayır yanarken bulduğu Tehanu'nun sevimli, güzel bir kız çocuğu olarak sunulması neredeyse karakterin bütün özelliklerini öldürmüş. Bebekken ateşte yakılan Tehanu normalde, bir kolu neredeyse kanadı andırırcasına biçimsizleşmiş, yüzünde korkunç yara izleri taşıyan ve bu haliyle çevresinde yaşayan herkesi korkutan bir karakter. Filmde ise son moda saç kesimiyle sevimli bir anime kızını andırıyor ve bu görünüşü onun içinde taşıdığı güçlere, ejderhalığına resmen ihanet ediyor. Öte yandan Ursula K. Le Guin'in kendi eleştiri yazısında da belirttiği gibi Yerdeniz ırksal çeşitliliğin özellikle vurgulandığı bir kitap. Bu nedenle Le Guin'in de dediği gibi filmde bütün karakterlerin beyaz, en fazla azıcık esmer olması Yerdeniz öykülerinin ruhuna ters düşen bir durum yaratmış.

    Ben bir Yerdeniz hayranı olarak Yerdeniz Öyküleri'nden zevk alamadım. Orada Ursula K. Le Guin'in çizdiği dünyayı, öyküyü bulamadım. Peki, kitabı okumamış bir insan bu filmden zevk alabilir mi? Bana kalırsa alamaz. Çünkü Yerdeniz dünyasının kurallarını bilmeyen birinin aslında filmi bütünüyle anlaması pek mümkün değil. Filmin içinde ancak kitapları okumuş birinin anlayabileceği bir takım olaylar, ilişkiler olup bitiyor. Örneğin; birine gerçek ismini söylemenin Yerdeniz dünyasında ne gibi sonuçlar doğurabileceğini bilmeyen birinin filmde gelişen olaylar karşısında heyecanlanması, beklentiye kapılması güçleşiyor.

    Anlayacağınız, Yerdeniz Öyküleri, seyirciye Yerdeniz dünyasını tanıtmadan, izleyenlerin karakterleri özümsemesine izin vermeden ortaya anlamlı bir öykü çıkarmaya çalışan bir film. Yerdeniz hikayesinin tam ortasından konuya girip, hakkını vererek bir Yerdeniz filmi yapmanın zorluklarından bihaber gözüküyor. Babasının izinden gitmeyi planlayan Goro Miyazaki, ilk filminde boyundan büyük işlere kalkışarak, çuvallıyor bana göre.
    Daha Fazlasını Göster

    Yorumlar

    Yorumları göster
    Back to Top