Hesabım
    Her Şeyin Teorisi
    BEYAZPERDE ELEŞTİRİSİ
    2,5
    Geçer
    Her Şeyin Teorisi

    Hawking'li evlilik draması

    Yazar: Fırat Ataç
    Akademinin En İyi Film Oscarı için açtığı 'biyografi kontenjanı', o senenin biyografilerinin iddialı olup olmadığına göre yukarı doğru ivme kazanma eğilimindedir. Bu uğurda olabildiğine vasat filmleri bile gözünü kırpmadan aday yapabilecek bir kurumun, Stephen Hawking'in hayatından kesitler anlatan The Theory of Everything'e kayıtsız kalması beklenemezdi. Hawking'in ilk eşi Jane tarafından kaleme alınan Traveling to Infinity: My Life With Stephen kitabından uyarlanan filmin iki büyük potansiyel taşıdığı gerçeği de bir kenara atılmamalı tabi. Bunlardan birincisi Man on Wire ve Project Nim gibi iki kalburüstü belgeselin yönetmenliğini yapan James Marsh'ın yine bir gerçek hayat hikayesinin başında olması, diğeri ise film festival açılışlarını yaptığı andan itibaren kulaktan kulağa yayılan  Eddie Redmayne performansı...

    Tam bir biyografiye nazaran 'Stephen'ın Jane'li yılları' olarak okuyabileceğimiz The Theory of Everything, meşhur Cambridge Üniversitesi'nde açılıyor. Bu film özelinde biraz garip bir benzetme olsa da 'başarılı öğrenci' tanımının hakkını vermekte zaman kaybetmeyen Stephen'ın Jane ile tanışmasını izliyoruz öncelikle. Dünyanın en tanınmış fizikçilerinden biri olmanın arifesindeki, Tanrı inancı olmayan adamla, sanatla ilgilenen, dini bütün kadının 'zıt kutuplar birbirini çeker' hikayesi bu. Ne yazık ki aralarındaki romantizm henüz başlamışken Stephen Hawking'i esir alan ALS hastalığının ilk emareleriyle karşılaşıyorlar. O dönemde iki sene ömür biçilen bu hastalığı kabullenme evresi zor olsa da ne Stephen hedeflerinden ne de Jane, Stephen'den vazgeçiyor.

    Öncelikle şunu belirtmek gerekiyor ki The Theory of Everything, Stephen Hawking'in akademik başarıları ve kuantum mekaniği üzerine yaptığı çalışmaları yan hikaye olarak kurguluyor. Filmin çekici yanını uzay üzerine teoriler, evrenin başlangıcı ve kara delikler olarak betimleyen seyirci için burada yeni bir şey yok. Muazzam bir akla sahip olan saygın bir bilim adamının zihnine yalnızca 'aşk penceresinden' adım atıyoruz. Filmin ilerleyişi esnasında Stephen Hawking'in mesleki yükselişi git gide daha da önemsiz bir hal alıyor, öncüllerinden ayrılan fazla yönü bulunmayan eli yüzü düzgün bir evlilik dramasının tamamlayıcı unsuru haline dönüşüyor.

    Başa çıkılması gereken durumun zorluğu Jane'i çoğu zaman umutsuzluğa sürüklese de ayakta kalmayı başaran güçlü bir kadın karakterle karşı karşıyayız. Beraber çıkılan bu engebeli yolun en can yakan kısmı ise sevdiğiniz insanın yavaş yavaş fiziksel kabiliyetlerini yitirmesi...Her yitirilen yetenek kadının sorumluluklarını arttırırken, o sorumlulukların arttığını görmesine rağmen elinden hiç bir şey gelmeyen adam da en az onun kadar üzülüyor. Yalnızca kendilerinin değil, evlilikleri boyunca hayatlarını ziyaret eden başka insanların da etkisi var bu sürece. İki saygı duyulası temiz ruhun ve onların özel bağlantısının dışarıdan gelebilecek etkilere kapalı olmasını ummak ise fazlaca iyi niyetlilik oluyor. Yaşamın, ilişkilerin doğası bu.

    Filmin seçtiği türde de yetkinliğini zirveye taşıyamayacağını bu noktada anlamaya başlıyoruz. Stephen ve özellikle Jane'in seçimlerinin kafa karışıklığı yaşanılan sürecin getirisi mi yoksa bir sahnede söylenen 'iki yıl ömür biçilmesine' yapılan fizik ve zihin hazırlığının sonuna mı gelindi? Soruyu cevaplamaya çalışırken, Stephen'ın -iletişim yeteneğini yavaş yavaş elinden alan rahatsızlığına rağmen- kendini kendi yapan özelliklerinden bir şey kaybetmediğini görüyoruz. Bu halinde hala yapabildiği ince mizahına, yüzündeki gülümsemeye şahit olduğumuzda; aklı zaman zaman başkasına kayan Jane'e ister istemez kızıyoruz. İlişkiler, onları dışarıdan gözlemleyenlere ahlaki okuma yapma hakkı vermeyecek kadar özel bir alan oldukları gibi, 'bir Hawking biyografisi' olarak yola çıkan bu film için de fazlasıyla ön planda oluyorlar böylelikle. Her ne kadar kendimizi 'Stephen'ın hayatı Jane, bu da Jane'in hikayesi' diyerek rahatlatmaya çalışsak da ortasının bulunmasının The Theory of Everything'i çok daha değerli kılabileceğine yanıyoruz.

    İki saatlik süresinde, dönem filmi özellikleri de barındıran starndartı yüksek biyografi filmlerinin güvenli ve fazlasıyla kontrollü anlatımından ödün vermeyen James Marsh, 'sürünün dışına çıkma' konusunda hiç bir şey yapmıyor. Başrol oyuncularının omuzlarında yükselen gerçek hayat hikayelerinin son halkası The Theory of Everything'in hayatına en çok tesir edeceği kişi ise kuşkusuz ki Eddie Redmayne...Pazartesi sabahı aldığı En İyi Erkek Oyuncu Oscarı, kariyerinin erken denilebilecek evresinde atılmış çok büyük bir adım olacaktır.

    Bütün eksiklerine rağmen, 'olağanüstü adamın olağanüstü yaşamı' herkesin görmesi gereken, umutsuzluğu yok sayan özel anlar barındırıyor. Sanat eseri olarak duyduğunuz memnuniyetsizliği, hayata dair -gerçeklere dayanarak- söyledikleriyle en aza indirgiyor.

    Daha Fazlasını Göster

    Yorumlar

    Yorumları göster
    Back to Top