Hesabım
    Batı Yakası’nın Hikayesi
    BEYAZPERDE ELEŞTİRİSİ
    3,5
    İyi
    Batı Yakası’nın Hikayesi

    Yeni bir göçmen nefesi!

    Yazar: Banu Bozdemir

    1957 tarihli West Side Story müzikalinin, beyazperdeye ilk uyarlanması 1961 yılında olmuştu. Döneminin en çok konuşulan filmlerinden olan Batı Yakasının Hikayesi 10 dalda kazandığı Oscar ödülleriyle de tarihe damga vuran yapıtlardan biri olmayı başardı!

    Steven Spielberg’ün dokunuşlarıyla yeniden hayat bulan bu müzikal hikaye, iki sokak çetesinin engellemeleri arasında kalan bir aşk hikayesini konu alan modern bir Romeo ve Juliet hikayesi olarak da tanımlanabilir. 1961 yapımı filmle arasında, filmi modernize etmek ve etnik kimlikleri biraz daha çeşitlendirmek dışında pek bir fark yok. O dönem New York şehrinde nüfusları bir anda artan Porto Rikolulara karşı New Yorklu gençlerin tepkisini ortaya koyan bir müzikal Batı Yakasının Hikayesi. Porto Rikolular adada yaşanan bir savaş sonucu New York’a kaçıyor ve New York bir anda Porto Rikolularla doluyor. Kendilerine Köpekbalıkları adını veren grup, göçmen işçi sınıfının çocuklarından; önyargılarla karşılaştıkları metropolde yer edinmeye çalışan kararlı tiplerden oluşuyor. (Göçmenlik bitmeyen bir dram görüldüğü gibi dünya üzerinde)

    Karşılarında ise kendilerine Jetler diyen, Köpekbalıklarına göz açtırmamaya kararlı, banliyölere onlardan önce taşınmış ve belli bir refah seviyesine ulaşmış, ırkçı bir davranış bozukluğu, altı boş bir beyaz hayranlığı ile savaşmayı kendilerinde hak olarak gören bir güruh var.

    İki grubun da amacı, kazanmaktan çok savaşma duygusunu yaygın hale getirmek olunca uzayıp giden bir dalaşma silsilesinin ortasında kalıyoruz. Karşımızda bir müzikal olunca da yumuşatılmış, ama zaman zaman kinle yoğrulmuş dövüş sahneleriyle oradan oraya savruluyoruz. Özellikle de Spielberg versiyonunu, bir grup çocuğun çokça parmak şaklatıp fazlaca mükemmellik iddiası taşımayan ama cesur bir yeniden inşa filmi olarak yorumlayabiliriz. Filmde çocuklar; polis memuruna bize kentsel dönüşüm dediniz ama şehrin dokusunu yeniden inşa ediyorsunuz, diyor. Spielberg de tüm hikâyeyi yeniden icat etmek yerine, hikayenin nefes alan yanlarından ilham alarak, özünü tekrar ortaya koymaya çalışmış. Şimdi günümüzden bakarak 60’lı yıllarda yaşanmış bu sokak çatışmaları için diyebiliriz ki; iki grup da sokakları, yıkık binaları kontrol etmek için çıktıkları bu yolda sürekli karşılaşıyor, çarpışıyor ve aslında ne yapacaklarını bilmedikleri için bocalıyorlar.

    Tony (Ansel Elgort) ve Maria (Rachel Zegler) arasında birdenbire alev alan ateş, etraflarındaki onca gürültüye karşı yeterince güçlü değil, arada bir yerlerde sıkışıyor. Özellikle de Maria’nın, abisi Bernardo’nun (David Alvarez) başına gelenleri yok sayıp, aşkının peşinden koşması, filmin Amerika’da var olmaya çalışma duygusunun karşılığı gibi adeta! Yan karakterler de çok etkili filmde ve hatta zaman zaman Tony ve Maria’nın önüne geçiyorlar, asıl büyük lafları onlar ediyorlar Amerika’da var olmaya ve orada yaşamaya dair!

    İki buçuk saat süren bir müzikal var karşımızda. Zaman zaman duygusal olarak tekrara düşmüş gibi hissettirse de, müzikalin etkisiyle bir parça yumuşama yaşatmış olsa da, göçmen olmanın ölümüne bir şey olduğunu anlatan bir yapıt karşımızdaki! Spielberg dünyanın bitmeyen sorunu göçmenlik meselesine, Batı Yakası’nın Hikayesi’ne yıllar sonra yeni bir nefes yüklemeyi hedeflemiş!

    twitter.com/banubozdemir

    Daha Fazlasını Göster

    Yorumlar

    Back to Top