Hesabım
    Hayatın Kıyısında
    BEYAZPERDE ELEŞTİRİSİ
    3,0
    Ortalama
    Hayatın Kıyısında

    Fransız sayfiyesinde bir Angelina güzellemesi...

    Yazar: Duygu Kocabaylıoğlu
    Show dünyasında kimi isimler vardır, ne yaparsa yapsın bir şekilde haberiniz olur, o cepheden gelecek her hangi bir gelişmeye kaçsanız da mutlaka maruz kalırsınız. İşte Angelina Jolie Pitt ve Brad Pitt çifti Hollywood rock starları olarak her adımlarıyla sinema camiasının göz bebeği olmayı başarmış, objektif flaşları üzerlerinden hiç eksilmeyen bir çift. Sadece kendileri değil artık epey serpilmiş olan altı (6) çocukları ile bir şekilde hep gündemimizdeler. 1980’li yıllarda başladığı oyunculuk kariyerinde geleceğinin bu yönde şekilleneceğini tahmin edebilir miydi bilmiyoruz; ama fiziki görünümünü oyunculuk kariyerinde avantaja çevirip Lara Croft rollerinden kendi yazıp- çektiği filmin başrolünü de üstlenmeye uzanan bir yelpaze var önümüzde. A Place in Time adlı belgeseli bir kenara koyarsak, yönetmenlik filmografisinin kendi yazıp yönettiği 3. uzun metrajlı kurgusal filmi Hayatın Kıyısında ile Angelina Jolie Pitt  yine sinemaseverlerin huzurunda.

    Önceki iki filminden farklı olarak bu sefer karşımızda biraz daha aile işi bir yapım var.  Zira eşi Brad Pitt sadece başrolde Angelina’ya eşlik etmekle kalmıyor aynı zamanda bir dönem filmi olarak da yorumlayabileceğimiz Hayatın Kıyısında’nın yapımcılığını da üstleniyor.  Bu noktada belirtmek gerekiyor ki 1970’li yıllarda Fransa’nın bir sayfiye yerinde geçen öykü prodüksiyon kalitesi olarak dört dörtlük. Gerek mekanların kurgulanması ve hikaye bütünlüğü içerisinde kullanılması gerek makyaj ve kostümler hiç şansa bırakılmadan, en ince detaya kadar düşünülerek tasarlanmış. Bu detaycılık filmin ağır senaryosu ve temposu içerisinde izleyenlere seyir keyfi veriyor. Çok başarıyla kotardığı “çıkmazdaki yazar Roland” rolünde Brad Pitt, tüm yan öğelerle 1970’lerden fırlamış bir gerçekçilik taşıyor. Yönetmen Jolie-Pitt sanat ekibini, mekanlarını ve de müziklerini çok doğru seçmiş.

    Öte yandan hikayenin biraz daha detayına inecek olursak iç ferahlatan bu Fransa sahilinde, atmosferin tam zıttı biçimde gayet gergin bir Amerikalı çiftin çıkmazdaki öyküsünü izliyoruz. Roland, ilham perisini kaybetmiş halde bir satır dahi yazamadan, gece gündüz kendisini içkiye veren Amerikalı bir yazardır. Eşi Vanessa ise tüm o sayfiye bölgesinin huzuruna ve dinginliğine inat mutsuz, huzursuz ve içine kapanık, derdini bir türlü anlayamadığımız bir kadın portresi çiziyor. Angelina Jolie Pitt hem yazarken hem de oynarken karakterinin düğüm noktalarını öyle bir gizlemiş ki filmin son 15 dakikasında gelen final öncesi Vannessa’nın derdini anlamanız pek de olası değil. Kronik mutsuz olarak yaftalayabileceğiniz bu kadının çevresine –ve akabinde kocasına – karşı ilgisi ise otelin yan odasına balayına gelen genç bir çift ile farklı bir boyuta geçiyor.

    Lea (Mélanie Laurent) ve François (Melvil Poupaud) çiftini kendi çıkmazdaki evlilikleri için bir kaçış noktası olarak gören ve aylar sonra ilk kez ortak bir paydada buluşan bilen Vanessa ve Roland bir anlamda “rehabilite” oluyorlar. Angelina Jolie’nin senaryoyu yazarken, filmin vereceği müthiş karelerin yanı sıra işin psikolojik yönünü de kafaya taktığı belli. Üzerine gidildiğinde çok da başarılı bir kurguya olanak veren “gözetleme/gözetleyen olma psikolojisi” – hatta bunun bir tür bağımlılığa dönüştüğünü bile ifade edebiliriz -  bu filmde biraz hunharca harcanmış. Oysa kendilerinde olmayan ne varsa diğer çifte atfeden ve bu çiftin en mahrem anlarını kendisi için bir arınma olarak kullanan Vanessa’dan belki daha derinlikli bir dram beklemek hakkımızdı. Hem sigara içip hem ağlarken nefis plan sekansları sunabilen Angelina Jolie, kendi karakterinin yüzeyselliğinde tıkanıp kalmış maalesef. Keşke tüm süreci anlamamız ve ona hak vermemiz için, yani seyirci özdeşleşmesi için bize biraz daha elle tutulur bir depresyon arka planı verseydi. Örneğin gençliğinde dansçı olması ama artık mesleğini icra etmemesi tek bir cümlecikle geçiştirilirken havada kalan bu mevzu Vanessa’nın esas derdine bağlanabilir; daha güçlü bir dramatik yapıya olanak sağlayabilirdi. Gelecek senaryolara diyelim!

    Uzun lafın kısası görünen o ki, Angeline Jolie Pitt zamanında kendisine Oscar getirmiş olan başarılı oyunculuğunun yanına, benzer sıfatla yönetmenliği ve senaristliği de eklemek için daha çok deneyime ve pratiğe ihtiyaç duyuyor. Hayatın Kıyısında, 120 dakikayı aşkın süresiyle seyircilere sinematografisi doyurucu bir Fransız yazı ve Angelina Jolie güzellemesi sunuyor…
    Daha Fazlasını Göster

    Yorumlar

    Yorumları göster
    Back to Top