Hesabım
    Dert Etme Sevgilim
    BEYAZPERDE ELEŞTİRİSİ
    3,0
    Ortalama
    Dert Etme Sevgilim

    Alice Harikalar Diyarında!

    Yazar: Onur Kırşavoğlu

    Oyunculuk kariyerinin yanında yönetmenlik çalışmalarına da hız veren, birkaç klip ve kısa film sonrası Booksmart adlı uzun metrajlı filmiyle adından söz ettiren Olivia Wilde’ın yeni filmi Don’t Worry Darling (Dert Etme Sevgilim), olaylı Venedik Film Festivali sonrası vizyon yolculuğuna başladı ve ülkemiz sinemalarındaki yerini aldı. Wilde’ın yardımcı rollerden birini de üstlendiği filmin başrollerinde Florence PughHarry Styles ve Chris Pine gibi isimler yer alıyor. Sağlam bir atmosfere ve sanat yönetimine sahip film, birçok türü birden harmanlıyor. Aşk, bilim-kurgu, gerilim ve distopik anlatım arasında gezinen film, direkt spoiler olacağı için yazmamayı uygun gördüğüm bazı mihenk taşı bilim-kurgu ve gerilim filmlerini anımsatıyor ve hemen her izleyicinin salondan aklından bu filmlerden biriyle çıkması muhtemel.


    Film, setteki kavgalar, Shia LaBeouf’un kadrodan ayrılması, Venedik Film Festivali’nde ekip üyelerini birbirine soğuk davranışı ve absürt olaylarla epey konuşuldu. Reklamın iyisi kötüsü olmaz  mottosundan hareketle olacak ki bu konuda önemli bir açıklama yapılmadı ve gerçekten de adından söz ettirmeye erken başladı. Ancak, Venedik puanları biraz heyecanı düşürdü. Bu olaylar ve rüzgarla film gösterime girdi. Hikaye, 50’li yıllar atmosferinde geçiyor. Bir grup çift, deneysel bir yaşam süren Zafer adlı topluluğa ait olarak, çölün ortasında kurulan küçük bir yaşam alanında hayatını sürdürüyor. Erkekler, çalışmak için sabahları topluca bir merkeze gidiyor. Sabahları birbirilerine caka sata sata ve testosteron kokan hareketlerle bunu her gün tekrarlıyor. Kadınlar ise mükemmel ev kadınını oynuyor! Temizlik, çocuk bakımı, yemek ve akşam eve gelen erkeğini mutlu etmek için gereken ne varsa.. Erkek egemen toplumun ütopik sayıldığı ve normal hayatlarında kırılgan erkekliklerinden dolayı sorunlar yaşayan karakterlerin bir araya geldiği bir topluluk bu. İster 50’lerde bir bilim-kurgu atmosferi olsun, ister günümüzde bir metrolopol yaşamı, değişmeyen bakış açılarının hepsi Wilde’ın kadrajında toplanmış ve bu anlamda filmin derdi çok net: Erkeklerin dayattığı atarekil dünya! Bir kadın, bu duruma bir gün isyan ediyor ve olaylar başlıyor...





    Feminist okumaya müsait bu alan dışında hikayenin bir de gerilim dozu ve bunu yaşamaya sebep veren, topluluk liderinin koyduğu bazı yasaklar var. Merkeze gitmek yok, ekstra bir şey öğrenmek yok, erkeklere ne iş yapıldığını sormak yok ve koşulsuz itaat var. Pugh’un performe ettiği Alice karakteri, tek başına bir mücadeleye girişiyor ve sözde harika topluluğun lideri Frank’le (Pine) adeta savaşıyor. Bu anlarda da yoğun bir gerilim, sinir bozucu manevralar ve yavaş yavaş çözülen gizemi izliyoruz. Manipülasyon, kontrol zorbalığı, entrikalar, kapitalizm eleştirisi ve çekirdek aileye olan bakış gibi sosyopolitik kavramlar da bu noktalarda zirveyi görüyor. Ancak, bazen ülkemiz sinemasında rastladığımız, çok dert anlatma ve biçim içerik desteğinin yetersizliği filmi biraz düşürüyor. Özellikle final dakikalarına gidildikçe bu dertler bitmiş ve yerini basit bir suç filmi almış gibi görünüyor. Yani, sonlara doğru, senaryo ve anlatı bir miktar dağılıyor. Oysa ki son dönemin en başarılı atmosfer kurma becerilerinden birini gördüğümüz film, erkeklik üzerinden derdini çok güzel anlatmayı başarıyor bir noktaya kadar. Ütopya görünümlü distopya noktasında da sorunu yok ama klişelere bulaşması, birçok filme referans verdirmesi ve söylemlerinin bir noktadan sonra arkasında duramaması (anlatı olarak) ve basit bir suç filmine evrilen finali, etkileyici bir film olma fırsatının yitirilmesine sebep oluyor. Yine de, Wilde’ın yönetmenliğindeki umutlarımızda bir kayıp yok. Hatta, yinelemek gerekirse yönetmenlik performansı olarak güzel bir işle karşı karşıyayız ama aynı gücü oyunculuk performansları içinde bulmak zor.


    Florence Pugh, filmi tek başına sırtlıyor ve rolünün hakkını vermiş ama diğer oyuncular için aynı şeyi söylemek güç. Bazı oyuncular zayıf performanslar verirken, bazı oyuncular (Gemma Chan gibi) yeteri kadar kullanılamamış ve meydan tamamen Pugh’a kalmış. Bu durumu bazı anlarda avantaja dönüşmüş olarak görsek de eksiklikten ziyade, gücü artırma noktasında bir hata olarak değerlendirebiliriz. Sonuç olarak, biçimsel olarak oldukça başarılı, kurgu ve anlatı olarak dinamik ama içerik olarak bazı anlar zirveyi görse de finalde tökezleyen bir dilm. Her şeye rağmen bir şansı hak eden bir film demek de yanlış olmaz. Wilde’ın bir sonraki filmi olması muhtemel Perfect için ya da daha sonra çekeceği söylenen Marvel filminde türe katacaklarını görmek için heyecanlanmamak içinse olumsuz bir sebep yok. Eğer izlemediyseniz, Booksmart’ı görmek yakın zamanda kendinizi için yapabileceğiniz güzel şeylerden biri...

    Daha Fazlasını Göster

    Yorumlar

    Yorumları göster
    Back to Top