Parçalı Yıllar
BEYAZPERDE ELEŞTİRİSİ
3,5
İyi
Parçalı Yıllar

Parçalı bulutlu yıllar!

Yazar: Banu Bozdemir

Hasan Tolga Pulat’ın ‘Parçalı Yıllar’ filmi, sinemamız içinde yaşanan, lanetli yıllar olarak ‘seks filmleri furyası’ diye anılan bir döneme cesurca bakmaya çabalıyor. Filmin en iyi yanı da sinemamızda uzun yıllardır ortaya konmayan bir bakış açısını ortaya koyması. Bu yıllar; görmezden gelinmiş, özellikle kadın oyuncuları fazlasıyla yıpratmış, erkek oyuncuların ise elinin kiri olacak kadar işin içinden sıyrıldıkları bir dönem. Sinemanın üretimsiz kaldığı, televizyonun ayak seslerinin hissedildiği bir ara dönem formülü olarak tutmuş ama sonrasında bir utanç vesikası olarak rafa kaldırılmış, halının altına öylece süpürülmüş bir dönem. Ele alınması bu açıdan bile kıymetli!

Pulat bunu o dönemi işsiz, karısının hastalığı nedeniyle çaresiz kalmış bir tiyatrocunun gözünden anlatmaya çalışıyor. Geçmişi deşme işini uzun uzadıya yapan yönetmen bazı yerlerin dengesini bozmuş, her şeyi sığdırmaya çalıştığı için de film biraz taşmış. Kesinlikle daha kısa ve böylece daha akıcı olabilirdi ama yine de o dönemin şaşaasının arkasında yatan dramı bize yansıtması kesinlikle önemli ve tutarlı! Filmde bu rolüyle Altın Portakal’da en iyi erkek oyuncu ödülü kazanan Yetkin Dikinciler rol alıyor, rolü sırtlanıp götürmüş diyebiliriz. Aytekin Aktaş (kesinlikle Aydemir Akbaş göndermesi) tiyatrodan kazanamadığı parayı, seks komedilerinden kazanmayı tercih eder hale geliyor ki, filmin ‘zorunluluktan’ vurgusu burada karşımıza dikiliyor!

Parçalı Yıllar Hasan Tolga Pulat
Parçalı Yıllar

Aytekin tiyatroda görmediği ilgiyi, kazanamadığı parayı bu filmlerde oynayarak kazanıyor ama ailesinin itibarını koruyamıyor, bir karakterin sürükleniş ve yıkılış hikayesiyle birlikte ülkenin çöken kültürünün de izini sürüyoruz. Aile bireylerinin tek tek yaşadığı değişim ve dönüşüm aynı zamanda ülkenin içinden geçtiği siyasi, kültürel yaşam dengesinin de çözüldüğü döneme denk geliyor. Ama yine de Aytekin’in hikayesi kendi içinde, bir nevi kendi utancı olarak kalıyor. Onu o işi yapmaya iten nedenler daha kişisel çerçevede ele alınıyor. Filmi izlerken o yıllarda bu filmlerde rol almış bir kadın oyuncunun hikayesi üzerinden gitse daha mı fazla şey ifade ederdi diye düşünmeden edemedim, film merkezine erkeği alarak kadınlara karşı olan mesafeli tavrı koruyor gibi, onları bu işin figürasyonu kısmında karşımıza getiriyor. Bunu belki de o dönemin ruhunu vurgulamak, onların geri planda kalan hallerini göstermek için mi yaptı bilinmez ama filmde ve mesajlarında kadının adı yok vurgusu hakim! Bir de tiyatrocu bir adamın dönüşüm hikayesiyken, kadınların çoğunun oyunculuk geçmişlerinin olmaması da onları geri planda bırakan bir tutum!

Film dönem ruhuyla hareket ettiği için daha çok kapalı mekanlarda geçiyor ve bu da filmin teatral etkisini arttırıyor. Bu belki bir tercih değil ama ekonomik nedenler, bağımsız bir iş olması filmin daha fazla açılma isteğini törpülemiş gibi duruyor, bu da Yetkin Dikinciler gibi davudi sesli bir oyuncunun varlığıyla daha fazla teatral bir anlatıma evriliyor ama rahatsızlık veren bir durum değil, zaten yönetmenin de söylediği film daha çok Aytekin karakterinin yanında durup, onun yaşadıklarını şekillendirme derdinde olan bir sürece yayılıyor. Bir yandan da aslında bu yapı Yeşilçam’ın fazlaca kullandığı bir argüman, kısıtlı imkanlara rağmen üretilen film sayısının fazla olması. Bu anlamda o dönemleri geri getiren bir yapısı da var ama yine de filmin atmosferi istenilen etkiyi veremiyor.

Filmdeki karakterlerin çoğu kurgu ama bir o kadar esinlenme içeriyor, tabii bazı olaylar da… O dönem herkesin bu etki altında olduğunu vurgulamak için toplumcu filmler yazan bir senaristin dönüşümü de var satır aralarında. Erotik, avantür ve aynı zamanda komedi filmi için Aytekin’e başrol teklif ediliyor ve kendisi de utana sıkıla kabul ediliyor, filmin afişinde olmak istemiyor. Aslında ilk başlarda ortaya koyduğu değer ve önceliklerin teker teker yıkıldığını görüyoruz. Kendisine yabancılaşması, sabahlık giymesi, sonra bir anda çıplak kalıp, tanımadığı bir kadınla kamera karşısında sevişmesi vs… Ama bir yandan da İlkin Tüfekçi’nin oynadığı Alev’in durumu var tabii. Her ne kadar Aytekin nazik, çekingen ve dostane davransa da Alev’in içini dökmelerinden buralara gelene kadar neler yaşadığını, türlü tacizlere uğradığını, sıkıntılar çektiğini öğreniyoruz. Film bu anlamda komedi ve dram dengesini iyi harmanlıyor. Kadınları feleğin çemberinden geçmiş gibi gösterip bunu bir kader algısıyla da önümüze getiriyor. Filmin yıldızlarından biri de Bilge Şen. Yaşı geçkin olmasına rağmen bu filmlerde oynayan, kendisiyle barışık, işin pozitif yönüne odaklı bir kadını canlandırıyor ve enerjisiyle filme gerçekten de damga vuruyor.

Tüm uzatılmış duygularına, bazı yerlerde didaktikleşen anlatımına, teatral havasına rağmen filmin samimi duygusu seyirciye dokunuyor, unutulmuş bir dönemi tekrar hatırlatma, anma çabası derinden hissediliyor. Pulat sinemaya nostaljik bir dokunuş yapıyor, tutunamayan bir karakteri anlatırken aynı zamanda o dönemi de, o dönemin karakterlerini de anmış oluyor.

Daha Fazlasını Göster