Hesabım
    Unutursam Fısılda
    BEYAZPERDE ELEŞTİRİSİ
    3,5
    İyi
    Unutursam Fısılda

    Çağan Irmak’tan bir Yeşilçam masalı…

    Yazar: Duygu Kocabaylıoğlu
    -- Eleştiri yazısı filme dair bazı detaylar içerebilir---
    Babam ve Oğlum bu yana  “Yeşilçam sinemasının kodlarının en iyi bilen ve en iyi işleten yeni nesil yönetmenler” kategorisinde sıra başına oynayan, senarist ve yönetmen Çağan Irmak, kendisine sinema eleştirmenlerince takdim edilen bu sıfatı,  filmografisinin onuncu uzun metrajlı filminde her hangi bir boşluğa yer bırakmaksızın doldurmayı başarıyor. Üstelik bunu da Yeşilçam’ın ve dahası Unkapanı piyasasının altın çağını yaşadığı 1970’lerden günümüze ‘seslenerek’ gerçekleştiriyor. 

    Unutursam Fısılda, konusu itibariyle Filiz Akın, Hülya Koçyiğit ve Tarık Akan filmleriyle büyümüş bir nesil için, yıllarca televizyon ekranında seyredilen hikâyelerin beyazperdede yeniden vücut bulması gibi. Bir tarafta küçük taşra kasabasında yaşayan ve yegâne hayali şarkı söylemek olan ‘fakir kız’ Hatice (Farah Zeynep Abdullah), diğer tarafta nüfuzlu bir ailenin haylaz oğlu olan, müzik tutkunu Tarık (Mehmet Günsür). Dışa dönük, deli dolu bir kız olan Hatice’nin bir de evcimen, edebiyat düşkünü ablası var, Hanife (Gözde Cığacı).  Ne oluyorsa oluyor ve Tarık erkeklerle top koşturan, delişmen Hatice’ye vuruluyor.  Müziğe olan tutkusu, Tarık’a olan aşkıyla birleşen Hatice, hayallerinin peşinden gitmeyi seçiyor. Öte tarafta, sırt çevrilen bir aileyi, aileyi sırtlayan ve ihanete uğradığını iliklerine kadar hisseden bir ablayı geride bırakarak…

    Oldukça dramatik görünen, ‘sephia filtreli’ bu Yeşilçam hikayesini Çağan Irmak, post-modern bir intikam/af dileme/dilememe süreciyle birleştirmeyi başarıyor.  Ana çerçevesi iki müzik insanın aşkı üstüne kurulsa da, nadasa bırakılan abla-kardeş ilişkisi, hızlı gelen şöhretin bedeli, hayaller-sektör gerçekleri gibi yan hikâyelerinin zenginliği, filmi pek çok farklı duygu açısından besliyor. Zannımca Çağan Irmak sinemasının da en belirgin yanlarından biri bu olsa gerek.  Babam ve Oğlum’da fona aldığı 1980 darbesi, ya da Dedemin İnsanları’nda anlattığı mübadele yıllarının izdüşümü gibi bu filmde de 1970’ler dönemini bir dekordan öte kullanarak, dönemsel pratikleri de hikâyeye dâhil ederek anlatım dilini zenginleştiriyor.

    Bu noktada filmin sanat yönetmeni Soydan Kuş ve ekibi ve de görüntü yönetmeni Gökhan Tiryaki çok büyük bir alkışı hak ediyor. Zira hikâyeyle paralel giden 1970’lerin fonu, hiçbir falsoya yer bırakmadan günümüze geçmeyi başarıyor. Emrullah Hekim elinden çıkan kurgunun geçişleri çok iyi tasarlanmış; özellikle kesmeli kurgu ile aktarılan müzik klipleri seyir zevkini katlıyor. Yine burada parantez açıp, 1970’lerden gelen albümlermiş gibi dinlediğimiz orijinal müzik ve şarkılarda imzası olan Kenan Doğulu’ya şapka çıkartmak gerek. Şüphesiz ki filmin oyunculukları çok güçlü, ama Unutursam Fısılda sanat ve görüntü yönetimi ve müzikleri göz ardı edilemeden ele alınmalı.

    Birkaç kelam da kadroya dair etmek gerekirse, Hatice’yi yani Ayperi’nin gençliğini canlandıran Farah Zeynep Abdullah, televizyon ekranlarında ilk göründüğü günden bu yana sadece 4 yıl geçmesine rağmen, övgüyü hak edecek bir yükseliş gösteriyor. Öyle Bir Geçer Zaman ki oyunculuğunun üstüne çok şey kattığı aşikâr. Dördüncü kez bir Çağan Irmak filminde seyredeceğimiz Hümeyra’yı ise herhalde seyirci en çok bu yapımda kendine yakın bulacaktır. Zira genç nesil ne kadar tanır bilinmez ama ilk 45’liğin, 1972’de kaydeden (Adım Kadın - Ben Sana Mecburum) Hümeyra’nın bu rolden ne kadar keyif aldığı, oyunculuğunun her miliminde hissediliyor.

    Filmin atlanmaması gereken bir diğer performansı ise Hanife’nin şimdiki halini canlandıran ve bence televizyon dizileri yüzünden hakkı yenen Işıl Yücesoy. Tıpkı Hümeyra gibi 1970’lerde parlak bir şarkıcılık kariyerine imza atan ve aslen tiyatro oyuncusu olan Yücesoy’un, sinemada ne kadar güçlü bir performansa sahip olduğu Korkuyorum Anne’nin ardından, umuyorum ki bu filmle bir kez daha anımsanır. Bu noktada bir parantez daha açarsak filmin senaryosunda ‘eksik’ hissettiren nadir unsurlardan biri, abla Hanife’nin Hatice’siz/Ayperi’siz hayatının nasıl geçtiğini pek göremeyişimiz. Işıl Yücesoy’un güçlü oyunculuğu bize “Peki, onun cephesinde başka neler yaşandı ki?” diye sordurtuyor ister istemez. O cepheyi de daha detaylı görmek isterdi gönül.

    Hanife’nin gençliğini canlandıran genç tiyatroculardan Gözde Cığacı’nın da uyumlu bir oyunculuğa imza attığını ekleyelim. Gözde Cığacı’nın ismini bir kenara not etmenizi ve yakaladığınız tiyatro sahnesinde seyretmenizi salık veririm. Hanife’nin 18’inde gözlerindeki bakış ne ise, 60’ındaki de aynı; ya da tam tersi. Nihayetinde seyirciye aynı kişiymiş hissiyatını yaşatan bu uyum da, dönüp dolaşıp yönetmenliğin başarısına bağlanıyor.

    Karşımızda esas niyeti ağlatmak olmasa da, yerli sinema seyircisinin kendisinden bulduğu hikayelerle, bizi yine ıslak mendillerle buluşturacak olan Çağan Irmak’ın taze filmi Unutursam Fısılda var. 1970’lerin çiçek çocuklar ruhuna ve replikler “alıntıladığı” Yeşilçam’a sağlam bir selam gönderen, sanat camiasında ne kadar az şeyin değiştiğini gösterdiği Unkapanı temelli müzik sektörüne de oklar savuran bir film Unutursam Fısılda; ucu yanık tutkulu aşklar ve örselenmiş aile ilişkileri ve tarhana kokusuyla bezeli…

    twitter.com/duygukocabayli
    Daha Fazlasını Göster

    Yorumlar

    Yorumları göster
    Back to Top